Bu Blogda Ara
Doğanın dilinden, hayatın içinden... Çiçekten süzülen fikirler, kaleme dökülen gerçekler.
Pinned Post
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Miro ve Ay Perisi
Tik tak eder zaman akar, Miro dünyaya merakla bakar. Rüzgâr güler, yaprak uçar, Yamuk şapkası yine kaçar. Saat susar, kuşlar dinler... İşte o an başlar düşler.
Sabahın erken saatleriydi. Miro, ninesinin tavuklarını kümese sokmaya çalışıyordu. Ama tavuklar sanki bugün sözleşmiş gibiydi; biri bahçeye kaçtı, biri ağaca çıktı, biri de Miro'nun yamuk şapkasını gagalayıp kanat çırparak uzaklaştı.
"Bir gün sizi saymayı öğreneceğim!" diye bağırdı Miro, tavuğun peşinden koşarken.
Tam tavuğa yetişecekken şapka bir çalıya takıldı, tavuk da bunu fırsat bilip ninesinin en sevdiği güllerin arasına dalıp gözden kayboldu. Miro çalıdan şapkasını çekmeye çalışırken derin bir iç çekti. Uzaktan ninesinin sesi geldi: "Miro, kahvaltı hazır, tavukları sonra kovalarsın!"
"Belki de sayı saymayı yarına bırakırım," diye mırıldandı Miro. "Bugün tavuklar kazandı sayılır, üç sıfır."
Tam o sırada, beline taktığı zincirin ucundaki cep saati bir "tık" sesiyle durdu.
Miro gülümsedi. "Demek yine biri yardıma ihtiyaç duyuyor."
Önündeki eski değirmenin taş duvarında gümüş renkli, ince bir kapı belirdi. Kapının üzerinde tek bir cümle yazıyordu: "Işığını paylaşanlar girebilir."
Kalbi hızlandı. Ama korkudan çok merak hissediyordu.
İçeri adım attığında Gece Diyarı'ndaydı. Gökyüzünde yalnızca incecik, solgun bir ay vardı. Ayaklarının altındaki çimenler hafifçe parlıyor, patikanın kenarındaki gümüş taçlı çiçekler yol boyunca ışıldıyordu.
Havada tatlı, hafif bir koku vardı, tıpkı yeni yağmış karın kokusuna benziyordu ama soğuk değildi. Miro derin bir nefes aldı, içi tuhaf bir huzurla doldu.
Miro yürürken küçük ışık toplarının yere düştüğünü gördü. Eğilip birini eline aldı. Sıcacıktı, avucunun içinde minik bir kalp gibi hafifçe atıyordu.
Bir tanesi daha havada süzülerek geçti, sonra bir tane daha. Miro elini uzattı ama ışık tam parmaklarının ucundayken kelebek gibi kanat çırpıp yükseldi.
"Bekle!" Miro peşinden koştu, şapkasını çıkarıp havaya salladı, tam yakalayacakken ayağı bir köke takıldı, öne doğru yuvarlandı. Şapkası elinden fırlayıp havada bir tur attı.
Işık, tam şapkanın içine kondu.
Miro şaşkınlıkla doğruldu. Şapkasını yavaşça kaldırdığında içinde ufacık, parıldayan bir ışık topu duruyordu. Sanki orada rahatça oturmuş, hiç kaçmaya niyeti yokmuş gibiydi.
"Demek seni ancak yanlışlıkla yakalayabiliyorum," dedi Miro gülerek.
Tam o sırada şapkanın içinden ince, ürkek bir ses geldi. "Şey... affedersiniz..."
Miro şaşkınlıkla etrafına bakındı. Kimse yoktu.
"Buradayım," dedi ses yeniden. "Şapkanın içinde."
Miro yavaşça şapkasına baktı. İçindeki küçük ışık topu hafifçe titriyordu.
"Ailemi kaybettim," dedi minik ses. "Henüz gökyüzüne çıkamadım, bir rüzgâr beni sürükledi."
İnce bir ses arkasından geldi. "Bir yıldızın fısıltısını duydum. Nerede?"
Miro döndü. Uzun gümüş saçlı, beyaz pelerinli, kanatları ay ışığı gibi parlayan küçük bir kız duruyordu.
"Ben Aysu," dedi kız. "Ay Diyarı'nın perisiyim."
"Ben Miro." Şapkasındaki ışığı gösterdi. "Bu bir yıldız tohumu, ailesini kaybetmiş."
Aysu'nun yüzü hemen yumuşadı. Şapkaya eğilip fısıldadı: "Merak etme, küçük. Seni ailene götüreceğiz." Sonra Miro'ya döndü. "Bunlar gökyüzüne çıkamamış, henüz büyümemiş yıldızlar. Ama konuşabilenleri çok azdır, demek ki çok korkmuş."
Aysu elini ağzına götürüp kıkırdadı. Sonra hemen ciddileşmeye çalıştı. "Pardon, gülmemeliydim. Ama şapkasıyla yıldız yakalayan ilk kişi galiba sensin."
Gökyüzüne baktı, gözleri hüzünlendi.
"Sen neden üzgünsün?" diye sordu Miro.
"Çünkü Ay günden güne küçülüyor," dedi Aysu. "Eskiden çocuklar geceleri yıldız sayar, dilek tutar, Ay'a gülümserdi. Şimdi kimse başını kaldırıp bakmıyor."
Tam o sırada, Ay'ın en alçak kenarında kocaman bir gölge belirdi. Ay'ın kenarından küçük bir ışık parçası daha kayboldu.
"İşte yine geldi," dedi Aysu, sesi titreyerek.
"Kim?"
"Gölge Kuş. Her gece Ay'dan biraz ışık topluyor."
Miro yutkundu. "Ben büyük kuşlardan biraz korkarım, açıkçası."
Aysu ciddiyetle başını salladı. "Anlıyorum. Ben de örümceklerden korkarım, sekiz bacak bana fazla geliyor."
Miro gülümsemeden edemedi. Tam o anda uzaktan kocaman bir "HUUUUU..." sesi yankılandı. Miro'nun gözleri büyüdü.
"Daha küçük bir macera seçemez miydik?"
"Yolu tek bilen biri var," dedi Aysu, "yaşlı baykuş. Ama ne zaman uyanık olduğunu bilmek zordur."
Ay Gölü'ne vardıklarında, kıyıdaki söğüt ağacının dalında yaşlı baykuş duruyordu. Gözleri sımsıkı kapalıydı.
Miro önce neşeli bir şarkı söyledi. Baykuş kıpırdamadı.
Sonra takla attı. Baykuş bir gözünü hafifçe araladı, sonra tekrar kapattı.
Miro son çare olarak baykuşun kulağına doğru eğildi. "Affedersiniz," dedi kibarca, "acaba... uyanık mısınız?"
Baykuştan yalnızca hafif bir horultu geldi.
"Belki de," dedi bir ses aniden yakınlarından, "onu havuçla denemelisin."
Miro döndü. Kürkü kar gibi beyaz, kulakları kocaman, minicik bir tavşan gölün kenarında oturuyordu. Elinde yarısı yenmiş bir havuç vardı.
"Sen kimsin?"
"Ben Ponpon," dedi tavşan, göğsünü kabartarak. "Ay Diyarı'nın en cesur tavşanıyım."
Tam o sırada gölün üzerinden bir kanat gölgesi geçti. Ponpon'un kulakları anında düğüm gibi birbirine dolandı, kendini hemen bir taşın arkasına attı.
"Sadece... akıllıca bir saklanmaydı," diye fısıldadı taşın ardından.
Miro gülmemek için dudağını ısırdı. Baykuşa döndü, tam pes edecekken Aysu yavaşça yaklaştı.
"Gece iyice derinleşince uyanır," dedi sakin bir sesle.
Miro ona baktı. "Bunu en başta söyleseydin ya!"
Gölün suyu ay ışığıyla pırıldıyordu. Miro bir an kendi yansımasına baktı, sonra suyun içinde bambaşka bir şey belirdi: eski, tanıdık bir yüz. Gözlerinin kenarında hep aynı kırışıklıklar, dudaklarında hep aynı yumuşak gülümseme... Dedesiydi.
Dede elini kaldırdı, yavaşça salladı. Tıpkı Miro'yu her sabah kapıda uğurladığı gibi. Ağzı kıpırdadı ama hiçbir ses çıkmadı.
Miro'nun gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece gülümsedi, elini kaldırıp aynı şekilde salladı.
"Onlar güzel hatıralar," dedi Aysu yumuşak bir sesle, elini omzuna koyarak. "Gölü sadece izlemek gerekir. İçine dokunursan hatıralar suyla birlikte dağılır."
Miro derin bir nefes verip doğruldu. Suya son bir kez baktı, dede hâlâ oradaydı ve gülümsüyordu. İçinde sıcacık bir duygu kaldı ama devam etmesi gerektiğini biliyordu.
Yola koyulduklarında Ponpon hemen yanlarına takıldı. Kulakları hâlâ heyecandan titriyordu.
"Bence geri dönelim," dedi birkaç adım sonra.
Kimse cevap vermedi.
"Cidden," diye tekrarladı, "geri dönme fikri bana hâlâ çok mantıklı geliyor."
Aysu gülümseyerek başını salladı. "Cesaretin gözlerimizi yaşartıyor, Ponpon!"
Biraz ileride Ponpon aniden durup kulaklarını dikti. "Bir şey duydum!"
Herkes olduğu yerde dondu. Uzun bir sessizlik oldu.
"Neydi?" diye fısıldadı Miro.
"Karnım," dedi Ponpon, mahcup bir şekilde. "Galiba acıktım."
Aysu kahkahayı tutamadı. Miro da gülmeye başladı, gerginliği bir anda dağılmıştı.
Yolun kenarında küçük, taştan bir kuyu duruyordu. Üzeri yeşil yosunlarla kaplıydı, kenarlarında gümüş çizgiler parlıyordu. Kuyunun içinden, çok derinlerden hafif bir fısıltı geliyordu.
"Buraya herkes dileğini bırakır," dedi Aysu.
Ponpon'un gözleri parladı, hiç düşünmeden kuyuya eğildi. "Ben ömür boyu havuç istiyorum!"
Kuyunun içindeki sular hafifçe çalkalandı ve derinden güçlü bir uğultu yükseldi. Bir anlığına sessizlik oldu, sonra kuyunun ağzından havuç yerine tek bir kuru yaprak süzülüp Ponpon'un burnuna kondu.
Ponpon şaşkınlıkla yaprağa baktı. "Bu... havuç değil ki."
Aysu güldü. "Kuyu, sadece kendin için dilenen dilekleri pek sevmez."
Miro bir adım öne çıktı, kuyuya doğru eğildi. Kimse duymasın diye alçak sesle fısıldadı: "Kimse kendini yalnız hissetmesin."
Kuyunun derinliklerinden gümüş renkli, minicik bir ışık yükselip gece gökyüzüne doğru süzüldü.
Aysu ona baktı ve gülümsedi. Hiçbir şey sormadı.
Ses gittikçe yaklaşıyordu.
"Kaçın!" diye bağırdı Ponpon.
"Nereye?" diye sordu Miro.
"Bilmiyorum!"
Üçü de birkaç saniye ne tarafa koşacaklarını bilemedi. Ta ki Aysu, Miro'nun kolunu çekene kadar: "Saklanın!"
Miro kendini bir kayanın arkasına attı. Cebindeki küçük yıldız telaşla titremeye başladı, sindi. Ponpon ise telaşla kendi kuyruğunun peşinde dönüp olduğu yere çöktü. Aysu bir dalın arkasına gizlendi.
Büyük bir gölge tepelerin üzerinden geçti. Miro kayanın kenarından dikkatle baktı. Kuş saldırmıyordu, sadece zorlukla uçmaya çalışıyordu. Kanat çırpışı çok yavaştı.
"Bu... bir saldırı değil," diye fısıldadı Miro. "Sanki canı acıyor."
Ponpon saklandığı yerden başını uzattı. "Emin misin? Çünkü ben hâlâ saklanmaya devam etmek istiyorum."
Miro yavaşça ayağa kalktı.
Gölge Kuş'un yanına vardıklarında onu yakından gördüler. Işık parçalarını göğsüne bastırıyor, ısınmaya çalışıyordu.
"Dur!" diye bağırdı Miro.
Gölge Kuş irkilip döndü. Gözlerinde büyük bir korku vardı.
"Neden Ay'ın ışığını topluyorsun?" diye sordu Aysu.
Kuş cevap vermedi, kanatlarını sıkı sıkı kendine sardı. Miro bir adım daha yaklaştı, o zaman fark etti: Kuşun tüyleri çok dökülmüş ve incelmişti.
"Tüylerin yıpranmış," dedi Miro yavaşça.
Gölge Kuş'un gözlerindeki korku yorgunluğa dönüştü. "Fırtınada tüylerim çok yıprandı," dedi, sesi çatlak ve alçaktı. "Her kanat çırptığımda gücüm tükeniyor ve çok üşüyorum. Işıkları bu yüzden topluyorum."
Ponpon, taşın arkasından başını çıkardı. "Yani... kötü değil misin?"
"Kimse sormadı," dedi kuş başını eğerek. "Herkes benden kaçtı."
"Çünkü karanlık bazen korkutucu görünür," dedi Miro yavaşça. "Kimse karanlığın da üşüyebileceğini düşünmez."
"Adın ne?" diye sordu Miro.
Kuş bir an durakladı. "Kömür," dedi sonunda.
"Sana yardım edebiliriz," dedi Aysu. "Ama bunun için çalınan ışığa değil, paylaşılan sıcaklığa ihtiyacımız var."
Miro cebindeki küçük yıldızı çıkardı. "Yardım eder misin? Sadece bir anlığına."
Küçük yıldız cesaretle avucunun içine süzüldü, sıcak ve parlaktı. Miro elini Kömür'e doğru uzattı.
Ponpon da korkusunu yutup ilerledi, yeleğinin gizli cebinden bir ışık kırıntısı çıkardı. "Ben de veriyorum," dedi gururla.
Aysu ellerini Kömür'ün kanatlarına koydu. Işıklar birleşip altın bir parıltıya dönüştü, yıpranmış tüyleri sarmaladı. Kömür'ün kanatları yeniden güçlü ve sıcacık oldu.
Küçük yıldız, Miro'nun cebine geri süzüldü.
Kömür ilk kez kanatlarını neşeyle açtı ve havalandı. Önce tereddüt etti, sonra giderek yükseldi. Gökyüzünde büyük daireler çizdi. Ponpon başını kaldırmış, ağzı açık onu izliyordu.
"Bu kadar güzel uçabildiğini hiç düşünmemiştim," diye fısıldadı.
Ay da üzerindeki karanlığı bırakıp parlamaya başladı. Yıldızlar birer birer gökyüzüne geri döndü.
Miro'nun cebindeki küçük yıldız hafifçe titredi. Sonra dışarı süzülüp yukarıdan gelen büyük yıldızların ışığına sevgiyle sarıldı.
"Ailem!" diye fısıldadı küçük ses sevinçle.
Kömür aşağı indi, Miro'nun önünde durdu. "Teşekkür ederim. Kimse bana bu kadar iyi davranmamıştı."
"Artık üşüdüğünde ışık toplamana gerek kalmayacak," dedi Aysu gülümseyerek. "Ay Diyarı'nda herkes seninle ışığını paylaşır."
Miro'nun aklına kuyudaki fısıltısı geldi: Kimse kendini yalnız hissetmesin. Bazı dilekler çoktan gerçekleşmişti bile.
Tam o sırada Miro'nun belindeki saat hafifçe titredi.
Tik...
Miro durdu. Saate baktı.
Tak... tik... tak...
Saat, az önce durduğu yerden, yeniden hareket etmeye başlamıştı. Küçük bir ışık, saatin camından usulca sızdı.
Miro'nun yüzündeki gülümseme biraz değişti.
Aysu bunu hemen fark etti. "Gitmen mi gerekiyor?"
Miro başını salladı. "Evet, gitmem gerekiyor."
Ponpon burnunu çekti. "Bir dahaki sefere seninle gelirim ama yanında biraz havuç getirirsen iyi olur."
Miro güldü. "Söz veremem ama denerim!"
Kömür kanadını kaldırdı. "Bir gün gökyüzüne baktığında çok parlak bir yıldız görürsen, bil ki o benim."
"Peki ya iki tane parlak yıldız görürsem?" diye sordu Miro.
"O zaman," dedi Kömür, "biri ben, diğeri de bana kalbini açan küçük dostumdur."
Miro gözlerini kapattı. Bir anda kendini yine değirmenin önünde buldu. Sabah güneşi yeni doğuyordu, tavuklar bahçede koşuşturuyordu.
Ama avucunda küçük bir şey vardı: Gümüş renkli, ay ışığı gibi ılık ılık parlayan minik bir taş.
Miro onu cebine koydu ve gökyüzüne gülümsedi.
Bazen en çok yalnız olan, en çok ışık saklayandır.
✨ Miro'nun Maceraları Serisi ✨
👈 Önceki Bölüm: Miro ve Fısıldayan Orman | Sonraki Bölüm 👉 Miro ve Mercan Şehri
Popüler Yayınlar
Kızıl Ülkü - Kitap I: Bozkırın Göçü | Bölüm 1 — Kaybedilen Yurt
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Arı Kovanından Liyakat Dersleri: Doğa Bize Ne Öğretiyor?
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar









Yorumlar
Yorum Gönder