Bu Blogda Ara
Doğanın dilinden, hayatın içinden... Çiçekten süzülen fikirler, kaleme dökülen gerçekler.
Pinned Post
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Poşet Dolu Poşet
Mutfak dolabının alt kapağını açın ya da kilerin en alt köşesine şöyle bir bakın. Orada, varlığını kanıksamış bir şekilde sessizce duran o nesneyi mutlaka göreceksiniz: İçi irili ufaklı yüzlerce poşetle tıka basa dolu, kendisi de büyükçe bir poşet olan o efsanevi torba.
Hiç kimse ona durup dururken "bunu sakla" demedi. Kimse tembihlemedi, ev halkından kimse kurul toplayıp "bundan sonra poşetleri biriktiriyoruz" kararı almadı. O poşet, Türk evlerinin ortak bilincinde kendiliğinden oluştu, kendiliğinden büyüdü ve mutfağın gizli başköşesine yerleşti. Zengin evi, fakir evi, öğrenci evi ya da kasaba evi fark etmez; bu poşet hepimizde var. Annemin evinde de vardı, şimdi kendi evimde de var. Belki babaannemin evinde de vardı... Kim bilir kaç kuşaktır bu sessiz gelenek kuşaktan kuşağa taşınıyor.
Neden Atmıyoruz?
Bir gün durup düşündüm: Biz neden atmıyoruz bunları? Market poşeti dediğin şey, aslında bir çöp. İhtiyacın olduğunda yenisini almak zor değil. Ama işte, içimizde bir yerlerden gelen o tanıdık ses engel oluyor: "Dur, atma... Belki bir gün lazım olur."
Çöpü toplarken, birine bir şey taşırken, komşuya bir tabak ikram götürürken ya da pazardan gelen sebzeleri ayırırken elimiz otomatik olarak o büyük poşete gidiyor. O poşet, aslında belki de hiç gelmeyecek olan o gizemli "bir günü" bekliyor. Hatırlıyorum; küçükken annemle markete gittiğimizde, kasada "Poşet isteme, evde var" derdi. O zamanlar çocuk aklıyla bu tutumluluğa anlam veremez, biraz da utanırdım. Şimdi kendi evimde, market kasasında aynı cümleyi kurarken buluyorum kendimi. Genlerimize işlemiş bir miras gibi.
Geleceğe Bakışımızın Küçük Bir Yansıması
Aslında bu durum, sadece bir temizlik ya da düzen meselesi değil; bizim geleceğe, hayata ve belirsizliğe bakışımızın küçücük bir yansıması. Elimizdekini hemen tüketmeyi değil, bir kenara koymayı, "ne olur ne olmaz" demeyi seçen bir kültürün çocuklarıyız. Belki tutumluluk bu, belki kolektif bir tedbir refleksi, belki de sadece geçmiş yoklukların üzerimizde bıraktığı tatlı bir alışkanlık. Ama o poşetin dolup taşması, özünde bizim o bitmek bilmeyen güvenlik ve güvende olma ihtiyacımızın somut bir temsili.
İşin en ilginç ve tezat kısmı ise şu: O poşetlerin çoğunu bir daha asla kullanmayız. Yıllarca dolabın karanlığında sırasını beklerler. Sonra büyük bir dip-köşe temizlik gününde, "Yahu bunlar ne kadar birikmiş!" denilerek hepsi birden çöpe gider. Yani yıllarca biriktirdiğimiz o küçük "güvenlik" hissi, çoğu zaman tek bir çöp poşetinin içinde hiç işe yaramadan tükenir. Ama ertesi gün yapılan ilk market alışverişinden sonra, yeni bir poşet katlanıp o büyük poşetin içine gururla sokulur. Çünkü "bir gün lazım olur" umudu da kaygısı da hiç bitmez.
Kuşaktan Kuşağa Değişen Bir Hafıza
Şimdiki gençlerde bu alışkanlık biraz daha azalıyor sanki. Online alışverişler, kargo kutuları, bez çantalar ve başka bir tüketim düzeni girdi hayatımıza. Belki yirmi yıl sonra o "poşet dolu poşet", modern mutfaklarda artık kendine yer bulamayacak; sadece bizim nesle ve bizden öncekilere özgü nostaljik bir anı olarak kalacak. Ama şimdilik, çoğumuzun evinde sessizce durmaya ve kimse fark etmeden büyümeye devam ediyor.
Belki de hayatın pek çok alanında tam olarak böyleyiz. Bir gün kullanırız diye atmadığımız eşyalar gibi, hiç ihtiyacımız olmayan endişeleri, eski kırgınlıkları ve "ne olur ne olmaz" kaygılarını içimizde biriktirip duruyoruz. Sonra bir gün dönüp bakıyoruz ki; elimiz, zihnimiz ve evimiz o kadar dolmuş ki, yeni ve güzel bir şeye yer bile kalmamış...
English Summary
"A Bag Full of Bags": On Small Hoarding and Quiet Reassurance
In almost every home, tucked under the kitchen sink or in a corner of the pantry, sits a bag stuffed with dozens of other bags. Nobody explicitly taught us to keep them, yet it's an inherited habit passed down through generations. Most of those bags will never be used and will eventually be thrown away in a big spring cleaning. Yet, we keep adding more after every grocery run. This quiet, humble habit is a reflection of our deep-seated need for security and our fear of the uncertain future. We hoard small things "just in case," often filling our spaces and minds with worries we never actually end up needing.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Kızıl Ülkü - Kitap I: Bozkırın Göçü | Bölüm 1 — Kaybedilen Yurt
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Arı Kovanından Liyakat Dersleri: Doğa Bize Ne Öğretiyor?
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder